sigara icen esektir

eşek sigara içmez, eşşekliğinden içmez.

hali saha maclarinin en kondisyonsuz oyuncusu

ibne olmama ihtimali de olan kişilerdir.

benim ulan bu! edep biraz!

şişmanız! ibne değil!

5 subat 2012 fenerbahce besiktas maci

yobo attı fenerbahçe 1 beşiktaşımız 0.

5 subat 2012 fenerbahce besiktas maci

evimde lig tv olmadığı için izleyemeyeceğim maç. ama evimde internet var.

güvercinimi alan güvercin yollasın!

mezopotamya

yurdum, ingiliz cetvelleriyle ayrılmış toprakların, ne gam! kaçakçı çocuklarıyız, gözlerimiz görür penceremizden "sınır"ın diğer ucun yanan lambaları.

suların dahi tutsak, duvarlar inşa edildi üstüne. taze ekmek kokusu yarin olsun; ayrılmayın hiç. biz ayrı düştük.

biz seninle ayrı düştük ve asla düzelmeyecek aşk yaramız! aşkımızı topraklarına emanet ettik, emanetine sahip çık, bin yıllardır bizi bırakmadın, seni bırakmadık ama şimdi ayrıyız.

amerikan bombaları yağar üstüne, faşizmin nefesi ensende, kaçamazsın, çocukların bura'lı. çocukların biziz.

yurdum, oyulan gözlerim senindir. iğdiş edilen insanlığım, kaçak çayım, kaçak sevdam hepsi senindir.

ben seninim. evladın bil.

5 subat 2012 fenerbahce besiktas maci

fenerbahçe favori olarak çıkıyor maça. quaresma, fernandes, hilbert, ismail köybaşı'ndan sonra rüştü reçber ve hugo almeida'da takım kadrosundan çıkarılmış; sakatlıkları sebebiyle.

beşiktaş eksik çıkacak ama; inancımız sonsuzdur.

yense de yenilse de,

alayına gider ulan!

tarihin en unlu ayarlari

hakim: cezaevinde açtığınız tünelden çıkan toprağı ne yaptınız ?
mahir çayan:topraksız köylülere dağıttık.

sozlukteki kizlara yavsamak

önce uyarılması gereken yazarlardır!

uyarılmak derken yani ikaz etmek manasında!

hemen başlık açmışlar, ulan bir söyleseydiniz usta çok belli oluyor diye.

ne konuşuyorum ki buraya bile uyarılmak yazmışım.

uu beybi.

not: bu entry'yi okuyan bayan yazar arkadaşım, entrylerini çok beğeniyorum.

rojbas roza

bir rojen barnas şiiri.

rojbaş
beyanî be xêr
ez û tu
bi çivik-firê
sê hezar kîlometre ji hevûdû dûr
lê, bi giyanî
ji canê hev ji hev re nêziktir in.
dengê min nagihîje te, dizanim
di vê berdestî sibê
di xewka şîrîn
pêjnê
hilîne
ku bibêjime:
di xewnê de rojbaş
di xeyalê de beyanî be xêr.
bi nermî çavên xwe veke
tevzî li ser tavzîyê bi şîranî
belav ke li canê xwe
û bi giranî
bi bîr bîne ku
ev herikîna pêlên pêjnîn
di ser bej û derya de
bi milmilîn
bi axîn
derketiye.
ev ne nonûçe ye, metirse
ev ragihîn
ev dazanîn e, ji dilê min ve
dilê min
kaniya agir
dilê min
kevanê evîn.
xarîta dinyayê veke li ber xwe
li hêla bakurîn binihêre
tê bibînî
bejekî
ku mîna nikulekî kêrr
serejêrî atlantîkê biye
serî,
ji derya qeşemê gewr
û dilê wê
ji bêriya rojê dixewire
a...
ha!
li wir e,
hêlîna tenyayiya dilê min.
gul li şaxê
kulîlk di guliyê xwe de geştir e.
ku ji avê derkeve
masî
dimire
rast e,
meriv meriv gotiye
masî jî masî...
em,
ne masî ne, ne gul in, ne kulîlk
- bi çavek xwas
gava lê bê nihêrtin-
lê em jî
ji hêlîna xwe ya çande-civakî
ku dûrkevin
ji wan gelek
ne teveltirin.
ez,
ne şaxa hewrê
ne şiva mêwê me
ku bêreh hêşîn bibim ji nû ve
ji nû ve reh berdim di axê de.
tu wisa
bi çavekî xwas
bi mantiqekî rût
li sinê min menihêre.
heriya min,
di teşta çandekî mêjûyî de
bi hezar salan
hatiye hevîrkirin
û ez hatime patin
di hêtûna
netewebûyîna
gelekî
kevintirîn
û ez
ji zerduşt pîrtir
ji sedsaleya xwe
hêşîntirîn.
biyanîtî dijwar e, roza
biyanîtî,
kabûsekî har e, di ser sînga meriv de
û tenyayî
mîna dilopekî xwas
li okyanûsa mezin
bi serê xwe:
bê windabûn,
bê fetisîn
jiyîn...
ey tîhna di nav pêlên xwînê de!
meqerime
meqerise
raneweste weşekî
bifûre
bikele
meawiqînê gera xwe
haya te
ji te
hebe.
bo welatê xwe, ji welat dûr im
bo welatê xwe cêlî û tenya
bo welatê xwe,
li van deveran tengezar im.
ey olana heyvê
ku niha
leylana wê li diclê
li firatê diîse
an mîna keçperiyek dileyize
li ser deryaça wanê
û ey kevirên reşî amedê
ku niha
li ber tava wê dibirise:
hûn nizanin ku dilê min
çawa bi we ve ye,
bi bêriya we çawa davêje
çawa dimerise
ji weşê carek.
rozayê!
xweşkokê
şîrînê
hişazayê
li pêş vêna min ronahî
di şêna min de, serketina li xwezayê
lê,
bûka yekşevîn
ku tevî zavê ranezayê:
ramîse ji ber min ve
bi çavên xwe î kesk î belek
stêrkên me
yek bi yek
û derkeve pêrgîna rojê
bi sariya sibê
bibêje:
- "ey dostê min î rabirdû
mefera pêşbîra me!
tê kengê bibişirî ji me re?
kengê bi me re
derkevî serketinê?"
roza!
dilmiza, evîna min
xweşî şahî bo te
rojbaş
beyanî be xêr.


türkçesi:

günaydın roza

günaydın
iyi günler
ben ve sen
kuş uçuşu
üç bin kilometre uzağız
ama, hayatımız
bedenlerimizden daha yakın.

sesim sana ulaşmaz, biliyorum
bu sabah vaktinde
bu şirin vakitte
sesimi al
ki diyeyim:
rüyada günaydın
düşte iyi günler.

yavaşça gözlerini aç
tatlıca esneme üstüne esneme
dağıt bedenine
ve yavaşça
hatırla ki
bu çağıldayan seda dalgalarıdır
kıtalar ve okyanuslar üzerinden
duyumsa
kederle
çıkmış

bu yeni haber değil
bu duyurmadır
bu bildiridir, yüreğimden
yüreğim
ateş çeşmesi
yüreğim
aşk yayı.

dünya haritasını önüne aç
kuzey yönüne bak
göreceksin
kara parçası
kartal gagası gibi
atlantik’e uzanmış
baş,
içi geçmiş buz deryası
ve kalbi
güneş yolu dışında kaşınıyor
a...
ha!
işte orada,
yalnız yüreğimin yuvası.

gül dalında
kır çiçeği vadisinde güzeldir.
sudan çıkınca
balık
ölür
doğrudur,
insan insan demiş
balık da balık...
biz
ne balık ne gül, ne de kır çiçeği
- iyi bir gözle bakıldığı zaman -
biz de
kültür ve toplum yuvamızdan
uzaklaştığımız zaman
onlardan çoğu
sıra dışı değil

ben
ne kavak ağacının dalı
ne de meyve dalı
köksüz yeniden yeşerirsen
yeniden toprağa kök salan ben.

sen öyle
iyi bir gözle
çıplak bir mantıkla
sözlerime bakma.

çamurum,
tarihsel bir kültürün çanağında
binlerce yıl
yoğrulmuş
ve közde pişmişim
çok eskiden ulus olmanın

ve ben
zerdüşt’ten çok
yüzyılımdan
daha canlıyım.

yabancılık zordur, roza
yabancılık,
kudurmuş bir kâbustur, yüreğinin üstünde insanın
ve yalnızlık
temiz bir damla gibi
büyük okyanus’ta
bir başına:
kaybolmaksızın,
boğulmaksızın
yaşamak...

ey kan dalgalarının içindeki ısı!
donma
buz tutma
bir ân olsun dinlenme
kayna
köpür
dolaşımını oyalama
haberin olsun
senden
haberin olsun.

vatanım için, vatanımdan uzağım
vatanım için sürgün ve yalnızım
vatanım için,
buralarda sıkıntıdayım.

ey ayın yankısı
ki şimdi
serabı dicle’de
fırat’ta parıldıyor
ya da bir peri gibi oynuyor
van gölünün üzerinde
ve ey diyarbakır’ın siyah taşı
ki şimdi
güneşinin önünde parıldıyor:
siz bilmiyorsunuz yüreğim
nasıl size bağlı,
sizin özleminizle nasıl çarpıyor
nasıl ufalıyor
her çarpışında.

roza!
güzel
tatlı
hür düşünceli
irademin önündeki aydınlık
neşem , başarım
ama
bir gecelik gelin
damatla uyuyamayan:
öp yanağımdan
yeşil ela gözlerinle
yıldızlarımız
bir bir
ve günü karşılamaya çık
sabah vaktinde
söyle:

“ey eski dostumuz
umut katığımız!
ne zaman gülümseyeceksin bize?
ne zaman bizimle
sonuca varacaktır?”

roza!
mayhoş, aşkım
güzellik neşe senin için
günaydın
iyi günler.

buradan da dinlenebiliyor:

https://www.facebook.com/...o.php?v=183806998344442

che guevara nin cehennemde yanmasi

bilinemeyecek olan durumdur.

malum türkiye'de yaşıyoruz ve bazı şeyler kafamıza zorla da olsa sokuluyor, şimdi bu açılan başlık ve devamında altına girilen entr"y allah'a şirk koşmak değilse, gidip bizim camiinin imamından hesap sorarım ben arhadaş!

elçiyseniz ve allah'la iletişiminiz varsa bir şey diyemiyorum.

herhangi bir hayırlı işini görmüyorsanız ve eğer ben allah olsaydım kesin yakardım mantığıyla yapıyorsanız bunu, bu şirk koşmak oluyor ki tutarsızlığınız olmasa zerre umurumda değil.

"cehennemde yanmak kötü insanların cezasıdır." desturuyla düşünüp che'yi de provokatif bir dille kötü insanlar kategorisine sokuyorsanız cogafedersiniz ama ağzınızı yüzünüzü kırarım!

eheh tabii ki de yapmam, ama edecek bir çift kelamım da olur.

gördüğünüz imajdan rahatsız olmanız sebebi sosyalizmse biraz daha araştırın derim. önyargı mahvediyor insanı.

neden che bir cezayı haketsin ki?

ardında o'nun özlemiyle savaştığı kazanınca da her yerle paylaşmak istediği bir sistem bıraktı ve insanlar bu sistemle kendilerini var ediyorlar. tıpkı buradaki ya da ne bileyim iran'daki gibi.

her şeyden vazgeçtim de bu adamın ruhani lider olduğu ülkesinde yetişen doktorlar bu adamın celladının göz ameliyatını ücretsiz olarak yapacak kadar insanlar.

kemalistler;

atatürk'ün celladı olsaydı ve bu cellat türkiye'li doktorlar tarafından ücretsiz tedavi edilseydi, tepkiniz ne olurdu?

dindarlar;

atatürk'ü çıkartın ideolojik olarak benimsediğiniz birini koyun, tepkiniz ne olurdu?

milliyetçiler siz de.

ruhani liderlerinizi ve onların cellatlarını düşünün, tepkiniz ne olurdu?

insanlığı öğretmiş ya küçücük bir ülkenin kocaman yürekli evlatlarına; gerisi boş laf.

che guevara nin iflah olmaz bir escinsel olmasi

che eşcinsel olduğu vakit che'liğinden bir şey kaybetmez.

beğen ya da beğenme cesareti, feragat ettikleri, kazandırdıkları ortada.

gerçekten che'deki göt hiçbirimizde yok.

eşcinsel olduğu ile ilgili herhangi bir kaynak belirtilmeden ortaya atılan iddiaya, güya che'yi savunmak için, bizden farklı insanların somut durumunu küfür olarak kullanmanız var ya, gerçekten can sıkıcı.

bir insan eşcinsel olabilir, biz bu'nu dahi kabullenemeden mi che'yi anlayacağız?

eşcinsellik islam dininde yasak, haram.

iyi ama ya sosyalizm?

bizim kurduğumuz en güzel düş; birtakım insanların kabusu olacaksa ne gereği var ki?

amacımız mutsuzlarla mutlular arasında bir rol değişikliği değil; amacımız herkesin sadece insan olduğu için değer göreceği bir "şey"dir.

bu bağlamda, siz fethullah gülen'e eşcinsel deyip misilleme yaparken, sadece fethullah gülen'i veya sevenlerini değil; olayla hiç alakası olmayanları da yaralıyorsunuz.

homofobi solcuların işi değildir; bırakın o işi ülkücüler ve dinciler çok güzel yapıyor zaten.

hay sikeyim, neyi doğru anladık ki zaten.

hayattaki tek emeli memur olmak olan insan

aklı başında adamdır bu.

bakın cidden öyle, o kariyer yapacağız diye düşündüğünüz bölümleri v.s. okuyorsunuz ya -tabii ki derecelerle girilen okulların derecelerle alan bölümleri hariç.- özel sektör cogafedersiniz bi tarafınızından şırıngayla kan almadan size terfi vermez.

şırıngayla kan alırlar kamil! alırlar.

bundan sakın sadece çok çalıştırma anlamı felan çıkarmayın; dedikodu yapacaksınız, arkadaşlarınızı satacaksınız, sendikalı olmayacaksınız, siyasi görüşünüzden kesinlikle bahsetmeyeceksiniz müdürünüzle aynıysa bu nu belirtmenizde sorun yok, çok çalışacaksınız, şikayet etmeyeceksiniz, kraldan çok kralcı olacaksınız.

siz siz olmayacaksınız.

bu arada sigortanız eksik yatabilir, ses çıkarmayın.

memurluk öyle değiş işte, yani şöyle diyeyim; memurluktan kazanacağın ortalama 1400 tl özel sektörde kazanacağınız 3000 tl ye bedel. kaldı ki o 3000 tl yi almak için de epey zaman geçmesi gerekecek muhtemelen.

work and travel la amerika ya gittim ingilizcem süper sanıyorsun ya; bi boka yaramıyor.

nickinick

#2478377

#2478383

cevap almak için zorluyor, kendisinin çabasını takdir etmekle birlikte, maalesef 3 hayırlar evine uğurluyoruz.

seni tanımak güzeldi nickinick.

ha bu arada, evet avukatım ben.

edit: bizim zibidi cevap vermiş, cevaplı ayar ayarlı cevap vermiş.

bende bi kıymalı pide istiyorum.

meydan sozluk yazarlarinin genel ozellikleri

açtığı başlık rağbet görmeyince, kurnazlık yapmamalarıdır. imayla laflar sokmamalarıdır.

cesaret artık sadece bir kaset ismi rıfat abi.

25 ocak 2012 barcelona real madrid maci

2-1 christiano ronaldo.

kemalistlerin kufurbaz olmalari

<bkz: tek kusuru o olsa alır evimde beslerim>

pkk li yazarlar

sözlükte var olan insan grubunun üyeleridir. sözlükte de varlardır.

içinde küfür geçmeyince eksi verecek arkadaşım; sağ alt köşeye gidebilirsin.

küfür edecek kardeşim kısa yoldan şöyle gidiliyor:

<bkz: mezarbekcisi>

anlamayacak olanlarla ilişkimi kestiğime göre meramımı anlatabilirim artık.

öncelikle bazı şeyleri net olarak anlamak lazım, psikolojimiz işgalci ve yurdu işgal altında olanların psikolojisidir. durum bundan ibarettir.

kapitalist ülkelerde kendi halklarını kandırmak için aracı kurumlar, kişiler vardır. bir halk ayaklanması başlayacağı vakit bu kişiler kurumlar devreye girerek aracı olur, durumu çözerler. türkiye'de bunu en açık şekilde dile getiren kişi bülent ecevit'tir, hatırlayan var mı bilmiyorum ama başbakanlığı erdoğan'a teslim ederken; son iktidarı döneminde -sanıyorum- kişiliğine dek yönelen eleştirilere ve hatta hakaretlere dayanamayarak şöyle bir açıklama yapmıştı:

"türkiye'de komunizmi biz önledik."

doğruydu, halka umut olmuş, kapitalistlerle halk arasında aracı olmuştu. eleştirilerin dozuna şaşırınca tarihsel olarak misyonunu belirtmekte bir sakınca görmemişti.

diğer tarafta, her ne kadar türkler kendilerini çok ciddi koşullanmalarla inandırmış olsalar dahi, tarihsel olarak kürt lerin yaşadığı bir bölge var. bu bölge türkiye'nin doğusu ve güneydoğusu, ırak'ın kuzeyi, iran'ın batısı ve suriye'nin kuzeydoğusu. orada bir halk yaşıyor ve bu halkın ülkesi ingiliz cetvelleriyle bölünmüş vaziyette.

- kürdistan kelimesi sizi çok ürkütüyor değil mi? işte bu koşullanmadan kaynaklıdır, kürdistan özünde "kürtlerin yaşadığı yer" anlamına gelmektedir ve bu anlamıyla kullanıldığında dahi vücudunuzda ve beyninizde elektrik etkisi yapıyor. -

bu koşullanmadan kurtulursanız eğer; gerçekten daha mutlu olabilirsiniz. çünkü bu düşünce sizin düşünceniz değil; onlarca yıldır, medya, devlet, eğitim hatta kolluk kuvvetleri tarafından size dayatılan, benimsemeyecek olduğunuz zaman cezalandırıldığınız düşünce. bu düşünce sizin değil; elinizi vicdanınıza koyup düşünün; bu düşünce tarihsel olarak sizin mi? yoksa siz basit bir şekilde sadece tekrar mı ediyorsunuz?

insan kendi düşünceleriyle var olacaktır; medya, devlet ve resmi ideoloji her zaman tarihi çarpıtır, her zaman işine gelmeyeni atar, her zaman en iyi ihtimalle eksik söyler. eksik söylediği zaman da inkar ettiği zaman da aynı şeyi yapar: sizi kandırır!

bu topraklarda bin yıllardır yaşayan bir halktan bahsediyoruz, kabul etmeyeniniz var mı? yoksa halen kart-kurt teorisine mi inanıyorsunuz? sahi kenan evren dahi kendisi de söyleyenler arasında olmasına rağmen bu yalana artık inanmazken, siz halen inanıyor musunuz?

kürtler varlar, kürtlerin yaşadıkları topraklar var.

aranızdaki fark temelde şu, sizin devlete olan isyanınızın çoğu zaman şiddeti barındırmamasının ya da devlete karşı herhangi bir isyanınızın olmamasının sebebi şu: sizin aracı kurumlarınız var!

oysa sömürgelerde aracı kurumlar etkisizleşmiştir, devleti temsil eden kurumlar askeriye ve polistir. en ufak bir isyan halinde dipçik - jop darbeleri çoğu zaman da kurşun yaralarıyla karşılaşır bu insanlar. işkencecileri devlet tarafından göstermelik olarak yargılanır; aklanırlar hatta çoğu zaman ödüllendirilirler.

bunun türkiye'deki karşılığı dünyadan pek farklı olmamıştır, olması eşyanın tabiatına terstir zaten. sömürgenin haklarını savunan partiyle sadece gönül bağı kuranlar dahi, ciddi şekilde tehdit altındadır. oysa ki bu tehdit gönül bağını parti - partizan bağına doğru evriltir. nitekim öyle de olmuştur.

birkaç olay paylaşmak istiyorum; daha fazlasını bilmek isteyen arkadaşlarım bütün önyargılarıyla dahi olsa bildiğin gibi değil kitabını okuyabilirler.

90 larda çocuk olmak başlıklarına hep rastlarız, hep konuşulur, çoğu zaman özlemle yad edilir. öyle değil mi?

oysa aynı yıllar çok değil; kiminize 600 - 700 km ileride olan çocuklar için cehennemdir.

birkaç dedim ama; bir tanesi yetecek sanırım. yüreğim de ellerim de el vermiyor daha fazlasına.

bildiğin gibi değil kitabında bir kişi anlatıyordu, işkence sürecini ve ekliyordu: "hazal'dan sonrası yoktu artık bizim için."

hikayesinin hazal'la ilgili olan kısmı burada:

- psikolojisi hassas olanlar okumasınlar. -

"karşıdan bir çığlık kopuyor ki dehşet. küçük bir kız. çığlığı korkunç. anlamıyoruz. dokuz veya on yaşlarındaydı. bize göre çok çocuktu. göğüsleri daha gelişmemişti. hazal nasıl zevk alıyor musun, falan diyorlar. ama kız ölüyor. bir adam sürekli bağırıyor. gözlerimiz kapalı. anlamıyoruz. arkamdan kan akıyor. göğüs uçlarım ağrıyor, dayanacak güçte değilim. vücudum alev alev yanıyor. artık dayak yemek istemiyordum. arkamın acısı beni zorluyor. yanımdaki beni dürttü. gözlerini aç, dedi. açamam, dedim. dayanacak gücüm yok, dedim. kürtçe, aç gözlerini, dedi. kararlı sesi beni korkuttu. göğüsleri daha belirgin olmayan bir kız çocuğu, saçları dağılmış. kızın bacaklarının arasından kan akıyor. ne oldu anlamadık. tokat atıyorum yok. kızın gözleri fal taşı gibi açılmış. kız defalarca tecavüze uğramış. kızdan habire kan boşalıyordu. ne yapsam kendine gelmiyor. sanki gözleri yırtılıyor. kürtçe konuşuyorum yok. türkçe konuşuyorum yok. hiç tepki yok. kaskatı olmuş. ped koyalım bi şey yapalım diyorum ama taş gibi kaskatı. ped tutacak gibi değil. ben ses etmiyorum ama yanımdaki bastı küfürü. artık ağzına geleni sayıyor. biri gelip diyor ki, dokuz kişi ona… biraz daha konuşursanız yirmi kişi gelip sizi… biri diyor ki babası daha konuşmadı mı? babasını konuşturmak için küçücük kıza gözünün önünde tecavüz etmişler.

böyle bir ülke var mıydı, bilmiyorduk. biz dünyanın neresindeydik? bana olsa ben bunu kavrıyordum. ama kavramıyordu hazal bunu. biz neyiz, dünyanın neresindeyiz? bu ülkenin insanları bizi niye görmüyor? burada bu kadar kan akarken, bu kadar insan ölürken, bu küçücük çocuk bunları yaşarken bu ülkenin insanları niye duymuyor bizi? hazal’dan sonrası yoktu artık bizim için. ülke kavramını yitirdik. yani hukuk, anayasa, her şey bitti. çünkü yoktu. sadece benim gözümde hazal vardı.”


dedim ya, durum bu. içinde insanlık adına kırıntı kalmış olan kişi dahi bunları savunamaz önkabulümle hiçbirinize yakıştıramıyorum bunları savunmayı, bunlara karşı olanları aşşağılamayı. sizin suçunuz değil; insanlıktan çıkmış bir toplumuz, insanlıktan çıkmış bir babamız var çünkü. sizin suçunuz şu ki: size ait olamayacak canilikleri savunuyorsunuz. bugün yatağa başınızı koyduğunuz zaman biraz düşünün, benzeri -yazarken bile içim kalkıyor.- size yapılsaydı, kardeşinize kızınıza yapılsaydı, nasıl sineye çekecektiniz?

insanlar şehirlerinde rahat bırakılmadılar, insanlar köylerinde rahat bırakılmadılar, bir savaş ve ölüler var. methiye düzecek değilim; haklıyı da aramıyorum. ama bu durum gerçekten bildiğin gibi değil.

carlos carvalhal

portekiz toplumunun psikolojik tahlilini yapan yazarlar tarafından o coşkusunun sebebi şıp diye bulunmuş olan teknik adam.

çadırımın üstüne şıp diye damladı diye şarkısı da vardı bunun.

şıp şıp dedi damladı.

bir taraftar kavgası çıksa da şurada iğrensek.

carlos carvalhal

kendi bireysel hırsı mı yoksa beşiktaş ı gerçekten seviyor mu bilmiyorum ama bugün 3. golden sonra sahaya girişi ömre bedeldi.

<bkz: beşiktaş'ın çocuğu carlos carvalhal>

milli guvenlik dersinin kaldirilmasi

liseli kız kardeşlerimizin büyük kayıbı çünkü genelde aşık olunan hocaydı milli güvenlik dersine gelen abiler.